“Sizler benim göz bebeğim, ruhum ve kalbim mesafesindesiniz.”

 

“Hocalar cemaatini korkutmaz, eğer korkutursa Allah korkutur. Hocalar ümit verir.”

“Efkarlıyım, bazı şeylerde aşırı gidiyorsam, Kapu Camii’nin muhterem cemaati, aziz kardeşlerim beni affedin.”

 

“Arşımız bir, Allahımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz bir, canımız bir, kanımız bir, gayemiz bir, dâvâmız bir, ecdâdımız bir, tarihimiz bir, geleceğe birlikte bakıyoruz; bu ihtilafın, bu tefrikanın adı ne?”

 

“Mü’minler! Allah’ın öz kulları, has kulları! Her şeyin daha iyi olacağına kânîyim inşaallâhü teâlâ. Bu kokmuş dünyada bir saat dahi ömür istemiyorum. Ama şu günleri görmek için Rabbim ömür ver diye dua ediyorum. Hayata vahyin hakim olduğu, 1,5 milyar’ın kardeşçe kucaklaştığı, 55 İslâm devletinin bir ruh, bir kalb, bir el, bir yumruk, bir beden, bir gönül haline geldiği mesud günü görmek için Rabb-i zü’l-celâlimden ömür istiyorum inşaallahü teâlâ… Evet muhterem Müslümanlar… Varlığımız, nefesimiz ve nefsimiz, her şeyimiz İslâm’ın izzetine feda olsun Yüce Rabbim! Onun için doğurduk, onun için büyüttük, onun için okuttuk, onun için koşturuyor evlâdımız ve torunlarımız. Niye? İslâm’ın izzet günlerini göster Allahım diye… Hacı Veyiszâde Mustafa Efendi Hocamız daima bu mısraı tekrarlardı, kabri Cennet olsun inşaallahü teâlâ, olmuştur inşaallah zaten. ‘Elbet bunca duanın vardır bir müstecâbı (icâbet edeni)’ derdi. Milyonlar, milyar dua ediyor: ‘Âtî (gelecek) İslâm’ın olsun Rabbim’ diye… Müstecâb olduğu, Allahca duyulduğu, Mevlâca kabule şâyân olduğu saadetli günleri hep beraber göreceğiz inşaallah muhterem Müslümanlar.”

 

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ.

Genç evlâdım! İstiklâl Marşı’n bu senin. Masal değil, hikâye değil, Safahat’tan (herhangi) bir şiir değil. İstiklâl Marşı’n bu senin!

 

“Konyalılar! Şimdi biz, … Yani siyaset falan yaptığımı zannetme, kuşkulanma canım. Benim siyasetle falan ne alakam var? Ben Konya’nın Tahir Hocasıyım. Benim işim, işte önümde kitabım, Kur’an gerçeklerini size tebliğ etmek. Böyle yaşadım, böyle öleceğim inşaallahü teâlâ. Konya denince; aşk şehri, iman şehri, Kur’an şehri, ilim şehri, Mevlâna şehri, hatta dahasını söyleyeyim mi?

Enbiya yurdu bu toprak, şühedâ burcu bu yer,

Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer.

Öyle meşbu (doymuş) şehâdet ki bu öksüz toprak,

Fışkıran otları bir sıksa adam, kan çıkacak.

Diyor… Konya ve Türkiye… Ama Konya başka bir Konya. Onun için Konya gibi Türkiye istiyoruz diyorum ben muhterem Müslümanlar!”

 

“Aziz Konyalılar! Şimdi Rabbim’e milyar hamd ediyorum, farklıyız. Neden mi? 6000 Kur’an kursumuz, 580 imam-hatip okulumuz, 20’nin üzerinde ilahiyat fakültemiz ve milyonun üzerinde yeni bir neslimiz var, geliyor. İmanlı, inançlı, Hakk’a inanan bir nesil geliyor. Onun için bugün farklıyız elhamdülillahi teâlâ. ”

 

“Bunlar Mahşer’de bizi yalnız bırakmayacaklar inşaallah. Hocamızı almadan Cennet’e girmeyiz diyecekler inşaallah. O kürsüde bizim için ömür boyu ter döktü, bütün şartlar ne olursa olsun ömür boyu bize gerçekleri, Hakk’ı ve hakikatı söyledi. Cennet’e giderken Hocamızı almadan gitmeyiz diyecekler. Böyle umuyorum inşaallah muhterem Müslümanlar!”

 

“Aşk eri öyle diyor, Mevlâna öyle diyor: ‘Gerçek er o ki: Uyuduğu halde kendini sabahleyin yürüyenlerin menzilinde bulsun’ diyor. Bilmem cemaatimden bunu anlayan oldu mu acaba? Müslümanlar! ‘Gerçek er o ki: Yatıp uyuduğu halde sabahleyin, yürüyüp koşanların vardığı yerde bulsun kendisini’ diyor. Ne demek o? Uykuda dahi bir nefes Allah’tan gaflet etmeyip sefere devam eden insan… Benim bütün derdim bu… Eğer hocam bu dert bize gelmiyor diyorsanız, bana haber verin gelecek Cuma derse çıkmayım. Evet… Hocam sen nerdesin, dünya nerde? Bırak sen bu hikayeleri diyorsanız, bana açık söyleyin gelecek Cuma çıkmayım kuzum. Siz kendinize göre bir hoca bulun! Evet… Yok hocam öyle değil, sen bize Allahımızın kurbiyetinden (yakınlık) bahset, biz yine dinleriz de yapacağımız kadarını, becerebildiğimiz kadarını yaparız diyorsanız, ehh gelecek Cuma sağ olursam yine derse çıkacağım inşaallah…”

 

“Tahir Hoca kardeşiniz olarak şöyle diyorum: Rabbim kulum desin, Rasûlullah da kölem desin, dünyada benim için en büyük ve âlî rütbe bu muhterem Müslümanlar…

Bazen Mescid-i Saâdet’te Konya’dan gelen kardeşlerim veya diğer yerlerden gelen kardeşlerim soruyorlar: ‘Ne yapıyorsunuz Hocam burda?’ Medine-i Tayyibe’de, Mekke-i Mükerreme’de 6,5 ay kalıyorum ya? Cenab-ı Hakk ölümümü Medine’de kılsın inşaallah dua ediniz. Evet… Soruyorlar: ‘Ne yapıyorsunuz Hocam?’ diye. Şöyle cevap veriyorum Müslümanlar! Sultân-ı Kâinat’ın, İmâm’ül Enbiyâ’nın, Cenab-ı Muhammed Mustafa’nın dergâhına istidâ (dilekçe) verdim diyorum. Peygamber Efendimiz’in dergâhına istidâ verdim. Eğer gelecek cevap: ‘Ölçün tuttu, köleliğe kabul olundun’ oluverirse, siz bendeki neşeye bakın.

Kapu Camii’nin muhterem cemaatı! Şimdi bunlar köle etmek istiyorlar. Ağır gel ulan! Evet… Ben, bir kapının kuluyum o da Allah Kapısı; bir kapının kölesiyim o da Hz. Muhammed’in eşiği…

Kardeşlerime öyle diyorum: Dudağım Hz. Muhammed’in kapısının eşiğinde, yanağım görebilirsem O’nun topraktaki ayak izinde. Alnım demiyorum bakınız, o Allah’a ait çünki. O secde için kullanılır. Yanağım ayak izinde ve dudağım kapısının eşiğinde. Rabbim bana 1000 yıl ömür de versen bu neşeden ayırma diye duacıyım inşaallah.

Oğluma vasiyetim bu…

Torunuma vasiyetim bu…

Kızıma vasiyetim bu…

Kardeşlerime vasiyetim bu…

Kapu Camii’nin muhterem cemaatı! Eğer kabul buyurursanız size de vasiyetim bu…

Eliniz arşa açık, alnınız secdede, dudağınız Hz. Muhammed’in eşiğinde, yanağınız Fahr-i Kâinât’ın izinde olsun inşaallahü teâlâ… Mevlâmız bizi bu büyük neşeden ayırmasın.”

 

“Uyukluyor musunuz yoksa?”

“…”

“Müslümanlar! Uyukluyor musunuz yoksa?”

“…”

“Uyuklayacaksanız, beni bırakın istirahatime bakıyım.”

“…”

“Peki… Madem dinliyorsunuz, peki… Allah cümlenizden sonsuz razı olsun, bir daha gazab etmesin inşallahü teâlâ…”

 

“Devlet-i Osmâniyye’ye Cenâb-ı Hakk, 635 sene dünya hâkimiyeti verdi. Hem de nasıl mı hâkimiyet? Nasıl mı Osmanlı?

Orduyla donanma yürürken muzafferen ileri,

Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri…

O zaman(ın insanı) Avrupa’dan gelir, Osman Gazî’nin evlâdının elini nerde öpecek? Üzengisini öpmeye sıraya girerdi. Osmanlı’nın -atının üzerindeyken-, üzengisini öpmeye sıraya girerdi, Avrupa’ya döndüğü zaman, ‘dudaklarımı ziyaret edin, Osmanlı’nın üzengisini öptük’ derdi.”

 

“Bizim Allahımız var…”

 

Kaynak: https://tr-tr.facebook.com/notes/tahir-b%C3%BCy%C3%BCkk%C3%B6r%C3%BCk%C3%A7%C3%BC-sult%C3%A2n%C3%BCl-v%C3%A2iz%C3%AEn/sult%C3%A2n%C3%BCl-v%C3%A2iz%C3%AEnin-unutulmaz-s%C3%B6zleri/309298779132132/

[Toplam:1    Ortalama:5/5]