Dağları bozkır ve pare pare köyümün kekik kokulu kırlarını özlüyorum.
Havası temiz, sabahı huzurlu,öğleni çöl sıcağı,ikindisi ayaz,gecesi yıldızlarla ışıl ışıl..
Uzanıp giderken güneş, küçük tepeciklerin gölgesinde otlayan kuzucukları özlüyorum.

Laf söz dinlemez eşeğimin semerindeki azık çantasının içerisinde, anneciğimin meşe odununda pişirdiği ekmeğin tereyağlı,yayla otlu,sütlü o karışık kokusunu özlüyorum.

Yürüdükçe boynumu kesen koyun kılı, el örmesi o çanta vardı ya hani keşke o çanta yine kesseydi de boynumu,gülüp koşa bilseydim kırlarda..

Ağaçtan ağaca yakalamaca,elpen,sobe oynadığımız ve su değirmeni yaptığımız kuzucukların peşinde geçen o küçük çocuk olabilir miyim yine?
Güneş batana kadardı mesaimiz, sabah gün ışır ışımaz alırdık azık çantalarımızı, çıkarırdık ahırdan, ayvandan kuzucuklarımızı.. 3-5 arkadaş buluşurduk köyün üst tarafındaki alanda tabi yazsa eğer mevsim, bahçeler bostanlar bizimdi ihtiyacımız kadarını bahçelerden bostanlardan alırdık hatta bazen bizden biraz daha büyük abilerimiz menemen yapardı isli tavada ve çay yapardık meşe odunlu korlu ateşte, kara demlikte..
Özlüyorum..
Tüm masumiyeti ile çocukluğu,samimiyeti,kardeşliği ve paylaşmayı..
[Toplam:0    Ortalama:0/5]